1219 Sayılı Kanun Uygulanmadığında Kaybeden Sadece Sağlık Personeli Değil! Sağlık Sistemidir.
Sağlıkçının masa başına alınması geçici bir çözüm gibi görülse de zaman geçtikçe hem mesleki anlamı bozar, hem hizmeti düşürür, hem de iş yerindeki barışı sarsar. Ek 13. madde sadece basit bir kural değildir; sağlıkçının sınırını ve onurunu koruyan bir güvencedir. Eğer kanun uygulanmıyorsa, suç sağlıkçıda değil; yönetenlerde ve uygulayıcılardadır.
1219'un Ek 13. Maddesi Neden Uygulanmıyor? 3359 Sayılı Kanun ve 663 KHK'nin Sağlık Sistemine Etkileri
Türkiye sağlık sistemi, son yıllarda hem yapısal dönüşümler hem de yasal düzenlemeler açısından önemli değişimler yaşamaktadır. Bu bağlamda, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Ek 13. maddesi, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ve 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK), sistemin işleyişini doğrudan etkileyen temel yasal metinler olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu düzenlemelerin uygulanabilirliği ve etkinliği konusunda ciddi tartışmalar bulunmaktadır.

1219 Sayılı Kanun Ek 13. Madde: Tanımlama Sorunu ve Uygulanamazlık
1219 sayılı Kanun'un Ek 13. maddesi, klinik psikolog, fizyoterapist, odyolog, diyetisyen, dil ve konuşma terapisti, podolog, sağlık fizikçisi, anestezi teknisyeni/teknikeri, tıbbi laboratuvar ve patoloji teknikeri, tıbbi görüntüleme teknisyeni/teknikeri gibi sağlık meslek mensuplarının tanımını yapmaktadır
. Ancak bu madde neden etkin bir şekilde uygulanamamaktadır?
Birincil sorun, maddenin kapsamının sınırlı ve güncel olmamasıdır. Ek 13. madde, sağlık sektöründe ortaya çıkan yeni meslek dallarını ve unvanları kapsamamaktadır. Özellikle son yıllarda gelişen tıbbi teknoloji ve sağlık hizmetleri alanında ortaya çıkan yeni uzmanlık alanları, bu tanımlamanın dışında kalmaktadır. Bu durum, hem istihdamda hem de hizmet sunumunda belirsizliklere yol açmaktadır.
İkinci önemli sorun, meslek tanımlarının çeşitli yönetmeliklerde çatışmalı şekilde yer almasıdır. Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik, 1219 sayılı Kanun'un Ek 13. maddesine atıfta bulunmakta ancak uygulamada farklı yorumlara açık hükümler içermektedir
. Bu durum, sağlık çalışanlarının görev tanımlarının net olmamasına ve yetki karmaşasına neden olmaktadır.
Üçüncü olarak, Ek 13. madde kapsamında tanımlanan meslek mensuplarının çalışma koşulları, ücretlendirme ve kariyer basamakları konusunda yeterli düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum, söz konusu meslek gruplarının özlük haklarının korunamamasına ve motivasyon kaybına yol açmaktadır. Özellikle tekniker ve teknisyen unvanlı çalışanlar, hemşire ve ebelerle karşılaştırıldığında daha düşük statü ve ücretle çalışmak zorunda kalmaktadır.
3359 Sayılı Kanun: Şiddetle Mücadele ve Sınırlılıklar
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, sağlık hizmetlerinin temel esaslarını düzenleyen ana yasal metindir. Özellikle 2020 yılında yapılan düzenlemeyle eklenen Ek 12. madde, sağlıkta şiddetin önlenmesine yönelik önemli hükümler içermektedir
. Peki bu kanun her konuyu çözebilmekte midir?
Kanunun olumlu yönleri şunlardır: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarında cezalar yarı oranında artırılmakta, hükümlü hapis cezaları ertelenememekte ve kasten yaralama suçları katalog suçlar arasına alınarak tutuklama kolaylaştırılmaktadır
. Ayrıca "Beyaz Kod" sistemi ile şiddet olaylarının bildirimi ve takibi mekanizması oluşturulmuştur.
Ancak kanunun yetersiz kaldığı alanlar şunlardır: Öncelikle, kanunun kapsamı sadece "sağlık personeli" ve "yardımcı sağlık personeli" ile sınırlıdır. Güvenlik görevlileri, temizlik personeli, idari personel gibi sağlık kurumlarında çalışan diğer gruplar kapsam dışında bırakılmıştır
. Oysa bu çalışanlar da şiddet olaylarına maruz kalmaktadır.
İkinci olarak, cezai artırımlar sorunun çözümü için yeterli olmamaktadır. Şiddetin önlenmesi için öncelikle altyapı sorunlarının çözülmesi, sağlık kurumlarında güvenlik önlemlerinin artırılması ve toplumsal farkındalık çalışmaları yapılması gerekmektedir. Sadece cezai yaptırımlar, şiddet olaylarını önlemede yetersiz kalmaktadır.
Üçüncü olarak, kanun özel sağlık kuruluşlarında çalışanları da kapsasa bile, uygulamada özel sektör çalışanlarının şiddete maruz kaldığında yasal süreçleri takip etme konusunda zorluklar yaşadığı görülmektedir. Özel hastanelerde çalışan sağlık personeli, görevleriyle ilgili olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından kamu görevlisi sayılsa da, pratikte bu hüküm yeterince işletilememektedir.
663 Sayılı KHK: Sağlık Sistemindeki Dönüşüm
663 sayılı Sağlık Alanında Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, sağlık sisteminde köklü değişiklikler getirmiştir. Bu KHK ile sağlık çalışanlarının istihdam yapısı, çalışma koşulları ve disiplin düzenlemeleri başlıca değişiklikler yaşanmıştır
İstihdam yapısındaki değişiklikler: 663 sayılı KHK ile sağlık sektöründe sözleşmeli personel istihdamı yaygınlaştırılmıştır. Bu durum, çalışanların iş güvencesini azaltmış ve kıdemli personel ile sözleşmeli personel arasında ayrımcılığa yol açmıştır. Sözleşmeli sağlık personeli, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun disiplin hükümlerine tabi tutulmuş ancak özlük hakları açısından farklılıklar sürmüştür
Disiplin düzenlemeleri: Hastane müdürü, müdür yardımcısı ve yönetim pozisyonlarındaki sözleşmeli sağlık personeli, disiplin işlemlerinde Yüksek Disiplin Kurulu tarafından karara bağlanmaktadır. Bu durum, sözleşmenin kötüye kullanıma bağlı feshi gibi ciddi sonuçları olan işlemlerin daha formalize bir süreçten geçmesini sağlamaktadır
Çalışma koşulları: KHK ile hekimlerin en fazla iki sağlık kurumunda çalışabileceği düzenlemesi getirilmiştir. Bu düzenleme, istihdam yapılarının standartlaştırılmasını ve denetimin güçlendirilmesini amaçlamaktadır. Ancak bazı milletvekilleri, bu kısıtlamanın hizmete erişimin zayıf olduğu bölgelerde sağlık hizmetlerine erişim sorunlarını daha da kötüleştirebileceğini vurgulamaktadır
Reklam kısıtlamaları: 3359 sayılı Kanun'a eklenen hükümle, özel sağlık hizmeti sunan kuruluşlara tamamen reklam yasağı getirilmiş, yalnızca sınırlı tanıtım içeriğine izin verilmiştir. Bu kurallara aykırı hareket edenlere 100.000 TL'den başlayıp kuruluşun brüt hizmet gelirinin %2'sine kadar varan idari para cezaları uygulanabilmektedir
Yasal Çerçevelerin Çatışması ve Sistemik Sorunlar
Üç yasal düzenleme arasındaki uyumsuzluklar, sağlık sisteminde ciddi işleyiş sorunlarına yol açmaktadır. 1219 sayılı Kanun'un Ek 13. maddesinde tanımlanan meslek mensuplarının statüsü, 3359 sayılı Kanun'daki şiddet önleme hükümleri kapsamında tam olarak korunamamaktadır. Örneğin, tekniker ve teknisyen unvanlı çalışanların şiddete maruz kaldığı durumlarda, uygulanacak hukuki prosedürler konusunda belirsizlikler yaşanmaktadır.
663 sayılı KHK ile getirilen sözleşmeli istihdam modeli, 1219 sayılı Kanun'un getirdiği mesleki standartlarla çatışmaktadır. Sözleşmeli personelin sürekli olarak sözleşme yenileme baskısı altında çalışması, mesleki özerkliği ve hasta güvenliğini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca, disiplin işlemlerinin 657 sayılı Kanun'a tabi olması, sağlık sektörünün özgün dinamikleri göz önünde bulundurulmadan uygulanmaktadır.
Sağlıkta şiddet konusunda, 3359 sayılı Kanun'un Ek 12. maddesi yeterli olsa bile, uygulamada kolluk kuvvetlerinin olaylara müdahale süreleri, adli süreçlerin uzunluğu ve cezaların infazı konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Beyaz Kod sistemi, olayların bildirimini sağlasa bile, bildirilen olayların büyük bir kısmı sonuçsuz kalmakta veya uzun yıllar süren yargı süreçleriyle sonuçlanmaktadır.
Masada oturması gerekmeyen bir sağlık profesyoneli, dosya işleri yapar. Bazen de idari işlere boğulur. Artık bu bir istisna değil, sıkça rastlanan bir durumdur. Bu büyük bir çelişkidir: Kanun sınırı çizer, idare ise çoğu kez genişletir ve değiştirir.
Sorun Sadece Personel ve Eleman Azlığı mı?
Yöneticilerin en çok kullandığı neden “personel yok” demek olur. Türkiye’de hastanelerde eleman az; iş ise çoktur, bu doğru. Ama her şeyi bununla açıklamak yanıltıcı olur. Çünkü aynı yerde klinikte çalışan çok az kişi varken, tecrübeli sağlıkçının masa başı işlere çekildiği çokça görülür.
O zaman asıl soru değişir: Eğer gerçekten personel azsa, eldeki sağlıkçılar neden hastadan uzaklaştırılır?
Burada çoğunlukla idarecilerin bakışı ortaya çıkar. İdare, daha uyumlu, sessiz, yöneticinin dediğini yapan, kolay bulunan işçiyi masa başında görmeyi seçer.
Klinik yerde söz hakkını kullanan ya da dinlenmek isteyeni masa başına verirler.
Herkes aralarında böyle konuşur. Burada esas sorun idari bakış açısıdır.
Meslek Kimliği Zarar Görüyor Bir hemşire ya da sağlıkçı uzun eğitim alır, tecrübe edinir, bilgi kazanır. Ama masa başı işe verilirse bu bilgi körelir. Bu kişiye kötülük olur, kamuya ise zarar ve israftır. Bunun üç sonucu var:
- Çalışanlar isteğini kaybeder,
- İşinde tükenir,
- Hizmet kalitesi düşer.
Kanun açıkça yazılı olmasına rağmen görev tanımı değişirse, hem meslek onuru etkilenir hem de işleyiş bozulur.
Sendika Meselesi mi? En çok konuşulan bir diğer soru ise şu: Masa başına çekilme sendika nedeniyle mi olur? Bu konuda kesin bilgi ve veri yok. Ancak hastanelerde görev yapanların çoğu, bazı bulunduğu yerlerde görevlendirmelerin liyakate değil, yakınlığa göre verildiğini düşünür.
Oysa sendikanın görevi hak korumak, işi ve sınırları belirlemektir. Ama bir sendika bu ihlalleri görmezden geliyorsa sorgulamak gerekir.
Şunlar sorulmalı: - Ek 13’e uyulmayan yerde sendika dava açıyor mu?
- Klinik dışında görevlendirilenler için hak aranıyor mu?
- Meslek sınırları için baskı yapılıyor mu?
Eğer bu sorulara güçlü yanıt verilemiyorsa, sorun idareden fazla sendika ve temsilcilerde de var demektir.
İdarenin Kolaylık Arayışı mı? Bazı yöneticiler için masa başı görevi vermek daha kolaydır. Çünkü sahada hasta ile karşı karşıya çalışma zordur, insan yorulur, hata riski vardır. Masada ise risk azdır. Yine de sağlık sistemi böyle yürümez. Sağlık ayakta ve sahada var olur, masada değil. Hukuk ve Ahlak Açısından Ek 13. madde bağlayıcıdır. Herkesin keyfine göre kullanılamaz. Kamu yetkisi olan kişi kanuna uymak zorundadır.
Burada şu iki ilkeyi unutmayalım:
- Hukuk devleti ilkesi
- Yetkiyle sorumluluğun denkliği
Yetki verdin mi sorumluluk da verirsin. Ama masaya çekip tüm yükü üstüne atmamak gerekir. Meslekten uzaklaştırılan kişi kendini de geliştirip yenileyemez. Klinikten uzak kalan biri sahaya dönünce de sıkıntı yaşar. Bu da sistem için riskler doğurur. Çözüm Ne Olmalı?
- Görevler açık ve net yapılmalı,
- Klinikten masaya geçen için açık ve adil kurallar olmalı,
- Sendikalar daha aktif hak aramalı,
- Personel planlaması doğru bilgiye göre olmalı.
Sorunu çözmek için önce personel azlığı giderilmeli ama en önemlisi yasal sınırlar korunmalı. Asıl sorun sadece personel yetersizliği değil. Esas problem, kanunun açıkça koyduğu kuralları yöneticilerin değiştirmesi ve görmezden gelmesidir. Sağlıkçının masa başına alınması geçici bir çözüm gibi görülse de zaman geçtikçe hem mesleki anlamı bozar, hem hizmeti düşürür, hem de iş yerindeki barışı sarsar. Ek 13. madde sadece basit bir kural değildir; sağlıkçının sınırını ve onurunu koruyan bir güvencedir. Eğer kanun uygulanmıyorsa, suç sağlıkçıda değil; yönetenlerde ve uygulayıcılardadır.
Kısaca Özetlersem; 1219 sayılı Kanun'un Ek 13. maddesinin uygulanamamasının temel nedeni, maddenin güncelliğini yitirmiş olması, yeni meslek dallarını kapsamaması ve diğer mevzuatlarla çatışmalı hükümler içermesidir. 3359 sayılı Kanun, sağlıkta şiddetle mücadelede önemli adımlar atmakla birlikte, kapsamının darlığı, önleyici mekanizmaların yetersizliği ve uygulamadaki zorluklar nedeniyle tek başına tüm sorunları çözememektedir. 663 sayılı KHK ise sağlık sisteminde istihdam yapısını değiştirmiş, sözleşmeli çalışmayı yaygınlaştırmış ancak iş güvencesi ve özlük hakları açısından yeni sorunlar yaratmıştır.
Sağlık sistemindeki bu yasal karmaşanın çözümü için, öncelikle 1219 sayılı Kanun'un güncellenmesi ve tüm sağlık meslek mensuplarını kapsayan bütüncül bir tanımlama yapılması gerekmektedir. İkinci olarak, 3359 sayılı Kanun'un şiddet önleme mekanizmaları güçlendirilmeli, önleyici tedbirler artırılmalı ve kapsam tüm sağlık kurumu çalışanlarını içerecek şekilde genişletilmelidir. Üçüncü olarak, 663 sayılı KHK'nin getirdiği istihdam modeli, çalışan hakları ve hasta güvenliği dengesi gözetilerek revize edilmelidir.
Sağlık sistemi, insan hayatı doğrudan ilgilendiren kritik bir alandır. Bu alandaki yasal düzenlemelerin, uygulanabilir, güncel ve çalışanların haklarını koruyucu nitelikte olması, hem sağlık çalışanlarının motivasyonu hem de hizmet kalitesi açısından hayati önem taşımaktadır. Mevcut yasal çerçevelerin bütüncül bir anlayışla ele alınması ve sağlık çalışanlarının görüşleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi, sürdürülebilir bir sağlık sistemi için zorunludur.
Hüseyin Ayhan
Sosyolog / Hemşire / Aile Danışmanı







Benzer Haberler
1219 Sayılı Kanun Uygulanmadığında Kaybeden Sadece Sağlık Personeli Değil! Sağlık Sistemidir.
Memuriyet Mahalli İçinde Yapılan Tayinlerde Harcırah Ödenir Mi?
Naklen Ataması Yapılan Memurun Harcırah Ödemesi Hangi Kurum Tarafından Yapılmaktadır?
Sabit Ek Ödeme mi, Teşvik mi? Sağlıkta Ücret Adaleti Tartışması
Sağlık Profesyonellerinin Sağlık Hizmeti Sunumunda Görülebilecek Bazı Suç Tipleri
Kurumlar Arası Geçici Görevlendirmede Aile Birliği Mi? Kamu Hizmetinin Devamlılığı Mı Esas Alınmalıdır?
Sürekli Hastalık Raporu Alan Memura Hangi İşlemler Uygulanmalıdır?
3359 Sayılı Kanunda Yapılan Değişiklik Sağlıkta Şiddeti Engellemek İçin Yeterli mi?