Telefon
WhatsApp
62824 Aileyi Korumak mı, Aileyi Dönüştürmek mi?

62824 Aileyi Korumak mı, Aileyi Dönüştürmek mi?

Ben bir sosyolog ve aile danismani olarak bu yazıyı yazarken çok ama çok düşündüm. Sosyolog olarak bir başka tablo, aile danismani olarak başka bir tablo vardı elimde. Toplumun bir bakış açısına göre kanun şöyle dillendiriliyordu."Bir kanun düşünün adı “Ailenin Korunması ve Şiddetin Önlenmesi; Yine toplumun bir kesimi diyor ki: “Bu kanun aileyi korumuyor, aileyi dağıtıyor.”

Başka bir kesim ise; 6284 sayılı kanun yıllardır Türkiye’de sadece hukuki bir düzenleme değil, aynı zamanda kültürel ve politik bir tartışmanın merkezinde. Kimine göre hayat kurtaran bir güvence, kimine göre Batı merkezli bir sosyal mühendislik projesi, olarak niteleniyor.Bazi kesime göre bu yasa gerçekten Türk toplumunun ihtiyacından mı doğdu, yoksa AB uyum sürecinin bir dayatması mı? diye sorguluyor ..

Bende buna ek olarak şöyle bir soru sorma gereği hissettim soru şu;“Uyum Yasası” mı, Toplumsal İhtiyaç mı?

Bikiyoruuz ki bu kanun; 6284 Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin ardından yürürlüğe girdi. Özellikle Avrupa Konseyi’nin hazırladığı İstanbul merkezli sözleşme süreci, bu kanunun hukuki zeminini oluşturdu. O dönemde Avrupa Birliği ile müzakere süreci devam ediyor, reform (fasillar)başlıkları açılıyor, “uyum yasaları” hızla Meclis’ten geçiyordu.

Ben bir sosyolog ve aile danismani olarak hep düşündüm. Peki, bu kanun metni Anadolu’nun sosyolojik gerçekliğini dikkate alarak mı yazılmıştı? Yoksa dayatmaci olan Brüksel’in norm setine göre mi şekilenmisti?

Benim gozlemime göre,Kötü ve art niyetli ellerde yada suya sabuna dokunmayayim nasılsa kanun var diyenlerun elinde, ne yazık ki, 6284 sayılı kanun , aileyi korumaktan çok, aileyi yeniden tanımlayan bir parcalyan/bolen bir zihniyetin ürünü olarak insanlarin aklında yer bulmus durumda...

Kanunun en tartışmalı yönü şu: Tedbir kararları için kesin delil şartı aranmaz. Hakim, kolluk ya da mülki amir kadın beyanı esas alarak uzaklaştırma kararı verebiliyor olmasıdır. Bu durum; Kanuna göre 'kadinin beyanı yeterli" denilerek delilsiz evden Uzaklaştırma şekline dönüşmüştür. ne yazık ki Hukuk bir tarafın gücü olurken üzülerek belirmem gerekiyor ki, Hukuk ile Risk/kişi beyan destekleniyor aileler parcalanirken çocuklar travma yaşamaya başlıyor, aileye güven eksikliği oluşmaya başlıyor. 

Kanun bu yönü ile heryone çekilebilecek bir güç ve kadının elinde celladın kılıç gibi duracaktır En ufak bir tartışma da kolluk kuvetleri nezaretinde karşı cins evden atılacaktır. Bugün ülkemizde hakimlerimiz "kadının beyanı yeterli" diyerek uzaklastirmalar verebiliyor. Karşı cins, kadının kapısına kişisel eşyalarını bile almak için gitmekte tereddüt yaşıyor yaptırımı var,karşı cins/erkek çocuğunu dahi görmekten çekiniyor uzaktan uzağa ihtiyaclarini karşılıyor yani maddi destek olurken manevi destek olamiyor

Burada şu yanlış anlaşılmasın ben Çarşı herşeye karşı mantığında değilim yani düzenleme, şiddet tehdidi altındaki bir kadın için hayati olabilir.

Ama bugün pratikte bu kanunla yaşananlar çokta hakkaniyetli ve vicdani değildir.

Empati kurun;Henüz suç isnadı yargı sürecinden geçmemiş bir kişisiniz ve bir gecede evinden uzaklaştırıliyorsunuz çocuklarınizdan koparıliyorsunuz; sosyal çevresinde “şiddet faili” algısıyla karşılaştığınizda ruh halimiz ne olur?

Peki sormam gereken bir soruda şu; Masumiyet karinesi nerede başlar, nerede biter?

Hukuk,birini korurken başka bir haksızlığa kapı araliyor olabilir mi?

İşte tamda burada toplumda oluşan güvensizlik ne yazi ki bu kanaldan besleniyor.

Amaçlanan nedir? Aile İçindeki Kriz mi, Hukuki Müdahale mi? Önce bunun netleşmesi gerekiyor.

Hepimiz biliriz ki;Türk toplumunda aile içi sorunlar tarih boyunca çoğu zaman aile büyükleri, akrabalar, mahalle kültürü ve sosyal dayanışma ile çözülmeye çalışıldı. Ama 6284 sayili kanun ise krizi doğrudan devlet müdahale etsin felsefesi oluşuyor.Bu da çok farklı tabloları ortaya çıkarıyor 

Aile danismani olarak diyorum ki; unutmayalim ki, Her tartışma şiddet değildir. Her kriz boşanma sebebi değildir.

Gördüğüm acı tablo şu, ne yazık ki hızlı ve keskin tedbir kararları, geri dönüşü zor kırılmalar oluşturuyor. Bu durum uzaklaştırma, iletişim yasağı ve evden çıkarma kararları, zaten kırılgan olan evlilik bağını tamamen koparabiliyor.Bu Kanuna dayanarak gerekceletirilen/verilen kararlar Aileyi yok ediyor...

Bir Aile Danışmanı ve Sosyolog olarak herkesten şu soruyu kendisine dürüstçe sormasini istiyorum. Devlet aile içi çatışmalarda hakem mi olmalı, yoksa ilk refleks olarak tarafları ayıran bir güç mü?

Baska önemli bir konu ise ne yazık ki "Kadın Cinayetleri Gerçeği"

Öte yandan ülkemizde ne yazık ki inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Türkiye’de kadın cinayetleri toplumsal bir yaradır. Pek çok vakada daha önce tehdit, darp, takip ve şikayet geçmişi bulunuyor. Bu noktada 62824'ün sağladığı koruma mekanizması hayati önem taşıyabiliyor.

Burada asıl sorulmadi gereken soru şu olmali Kanun var diye cinayetler durdu mu? Gördüğümuz tabloya göre ne yazık ki Hayır...

Demek ki mesele sadece yasa metni değil; uygulama, denetim, sosyal politika ve zihniyet dönüşümü. Eğer koruma kararları kağıt üzerinde kalıyorsa, elektronik kelepçe yaygın değilse, risk analizi yapılmıyorsa, kanunun varlığı tek başına yeterli olmaz.

Görüldü üzere 6284 ne mucizevi bir kurtarıcıdır, ne de tek başına toplumsal çöküşün sebebidir.

Güven Krizi ve Erkeklik Algısı

Son yıllarda bazı erkekler arasında şu algı güçlendi: “Bir şikayetle hayatım altüst olabilir.”bBu algının kendisi bile aile kurumunu etkiliyor.

Evlilik oranlarındaki düşüş, bireyselleşme, ekonomik kriz, işsizlik ve sosyal medya kültürü gibi pek çok faktör var. Ama 6284 de bu denklemde psikolojik bir faktör haline gelmis durumda

Unutulmamalidir ki, Eğer bir kanun toplumun yarısında “potansiyel suçlu” algısı yaratıyorsa, burada sosyolojik bir kırılma vardır.

Ancak burada da dengeyi kaçırmamak gerekiyor:

Kadınların yaşadığı gerçek şiddet vakalarını “kötüye kullanım” tartışmasıyla gölgelemek de başka bir adaletsizliktir.

Biz aile danışmanları Aileyi bütünleştirmek ve yaraları sarmak için uğraşırken acaba kanun yanlış kullanilarak Aileyi Parçalayarak, şiddeti mi Önlemeye çalışıyor?

6284'un Ruhunu doğru buluyorum ve aslinda amacı açıkça şiddeti önlemek ve mağduru korumaktır. Ben bu Metinde “aileyi dağıtmak” gibi bir hedef görmedim ve yokturda. Ancak hukuk metni ile toplumsal etki aynı şey olmadigini görüyoruz....

Bu kanun, niyetinden bağımsız olarak sosyal sonuçlar doğurabileceği çok net ortada iken,Eğer uygulama sürecinde:

Aile danışmanlığı devreye girmiyorsa,

Rehabilitasyon programları yetersizse,

Psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmemişse,

o zaman hukuki müdahale tek araç haline gelir ki. bu durum da aile içi krizi onarmak yerine keskinleştirecektir...

AB Dayatması Söylemi Ne Kadar Gerçekçi?

Ülkemiz Anayasin 90 maddesi gereği Uluslararası sözleşmelere taraf olmustur.Bu durum tek başına “dayatma” anlamına gelmez. Türkiye birçok alanda uluslararası normlara uyum sağlamaktadır. Burada mesele sadece hukuk değil; kültür ve sosyolojidir.

Eğer toplumun geniş kesimi bir kanunu “bizden değil” diye algılıyorsa, orada meşruiyet sorunu vardır. Meşruiyet yalnızca Meclis çoğunluğu ile değil, toplumsal kabul ile sağlanır.

6284'un tartışması da tam burada düğümleniyor. Ama biz asıl Soruyu Kaçırmayalım

Bugün Türkiye’nin sorunu 6284'mu?

Yoksa: Ekonomik çöküntü,

Eğitim sistemindeki zaaflar,

Bağımlılık sorunları,

Silah erişimi,

Öfke kontrol eksikliği,

Aile içi iletişim kopukluğumu?

Eğer şiddeti sadece hukuki metinle çözeceğimizi düşünüyorsak, yanılırız.

Eğer aileyi sadece gelenekle koruyacağımızı sanıyorsak, yine yanılırız.

İşte bunun içindir ki;

6284 ne şeytanlaştırılmalı ne kutsallaştırılmalı. Eğer gerçekten aileyi korumak istiyorsak, şu adımlar şart:

Tedbir kararlarında objektif risk analizi,

Kötüye kullanım iddialarının ciddi incelenmesi,

Zorunlu aile danışmanlığı ve arabuluculuk,

Erkeklere yönelik rehabilitasyon programları,

Kadınların ekonomik güçlendirilmesi,

Çocukların psikolojik destek sistemlerinin yaygınlaştırılması.

Toplum iki uç arasında sıkışmış durumda:

Ya “kanun kalksın” diyenler, ya “dokunulamaz” diyenler.

Oysa mesele ideolojik körlük değil; adalet ve denge meselesidir.

Aileyi gerçekten korumak istiyorsak, hukuku sosyolojiyle, cezayı rehabilitasyonla, müdahaleyi merhametle birlikte düşünmek zorundayız.

Aksi halde tartışma büyür, güven azalır, aile de toplum da yara almaya devam eder.

Ayhan Aile Sağlık Danışmanlık3

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!