Yazan: Hüseyin Ayhan Hemşire | Sosyolog | Danışman Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıyan bir gelişme, sağlık çalışanlarının ve hastaların güvenliği açısından son derece kritik bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu’na getirilen düzenleme ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamuya ait yataklı hastanelerin “çok tehlikeli” işyeri sınıfından çıkarılarak “tehlikeli” sınıfa indirilmesi önerildi. Meslek örgütleri ve tabip odalarının katıldığı toplantıda düzenleme 6’ya karşı 5 oyla reddedildi.
Yazan: Hüseyin Ayhan Hemşire | Sosyolog | Danışman
Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıyan bir gelişme, sağlık çalışanlarının ve hastaların güvenliği açısından son derece kritik bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu’na getirilen düzenleme ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamuya ait yataklı hastanelerin “çok tehlikeli” işyeri sınıfından çıkarılarak “tehlikeli” sınıfa indirilmesi önerildi.
Meslek örgütleri ve tabip odalarının katıldığı toplantıda düzenleme 6’ya karşı 5 oyla reddedildi.
Peki bu ne anlama geliyor?
Daha da önemlisi: Hastaneler bir gecede daha az mı tehlikeli oldu?
Kâğıt Üzerindeki Değişiklik, Gerçekte Ne Değiştirir?
İş sağlığı ve güvenliği mevzuatında tehlike sınıfı sadece bir isimlendirme değildir. Bu sınıflandırma;
- İş güvenliği uzmanının görev süresini,
- İşyeri hekiminin hizmet yoğunluğunu,
- Çalışanlara verilecek eğitim süresini,
- Risk analizlerinin kapsamını ve sıklığını,
- Denetim mekanizmalarını doğrudan etkiler.
“Çok tehlikeli” sınıf, daha fazla denetim, daha fazla uzmanlık, daha fazla koruyucu önlem demektir.
Şimdi soralım:
Bir yoğun bakım ünitesi daha mı az riskli?
Bir acil servis artık daha mı güvenli?
Bir enfeksiyon servisinde risk ortadan mı kalktı?
Pandeminin üzerinden çok zaman geçmedi. Sağlık çalışanlarının hayatlarını kaybettiği günleri unutmadık. Hastaneler, enfeksiyon riski, radyasyon, kimyasal maruziyet, kesici-delici alet yaralanmaları ve artan şiddet olayları nedeniyle zaten “çok tehlikeli” kabul ediliyordu.
Gerçek değişmemişken, tanımı değiştirmeye çalışmak neyi hedefliyordu?
Tasarruf mu, Kolaylık mı, Yoksa Başka Bir Şey mi?
Tehlike sınıfının düşürülmesi, kamu idaresi açısından bazı yükümlülüklerin azalması anlamına gelir. Bu da maliyetlerin düşmesi demektir.
Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz:
İş sağlığı ve güvenliği kaleminden tasarruf edilir mi?
Hastaneler 24 saat yaşayan, kriz üreten ve kriz yöneten kurumlardır. Orada çalışan her birey; fiziksel, biyolojik ve psikolojik risk altındadır.
Risk ortadan kalkmadıysa, sınıfı düşürmenin tek sonucu koruma mekanizmasının zayıflamasıdır.
Bazıları bunu “bürokratik yükü azaltma” olarak görebilir. Ancak sağlık hizmeti, sıradan bir kamu hizmeti değildir. Anayasal bir haktır. İnsan hayatına temas eden bir alanda “yük azaltma” yaklaşımı, beraberinde ciddi etik sorular getirir.
Asıl Endişe: Sağlık Hizmetinin Piyasa Mantığına Yaklaştırılması
Burada daha derin bir mesele var.
Kamu hastanelerinin risk seviyesini idari olarak düşürmek, onları bir üretim tesisi gibi görmeye başlamanın işareti midir?
Sağlık çalışanı bir maliyet unsuru mudur?
Koruyucu önlemler bir “gider kalemi” midir?
Eğer hastane yönetimi performans, verimlilik ve tasarruf ekseninde şekillenirse; risk azaltma politikaları ikinci plana düşer.
Bu nedenle bazı çevrelerde şu yorum yapılıyor:
Kamu hastanelerinin “çok tehlikeli” statüsünden çıkarılması, uzun vadede sağlık hizmetinin kamusal karakterinin zayıflatılmasına ve piyasa mantığına daha fazla entegre edilmesine zemin hazırlayabilir.
Bu doğrudan “özelleştirme” anlamına gelmeyebilir. Ancak risk algısının düşürülmesi, kamu sorumluluğunun görünürlüğünü azaltır.
Hastaneler Gerçekten Ne Kadar Güvenli?
Bugün bir devlet hastanesine gidin.
Acil servis koridorlarında yoğunluk,
Uzayan nöbetler,
Yetersiz personel,
Artan hasta şiddeti,
Tükenmişlik yaşayan çalışanlar…
Bu tabloyu görüp de “çok tehlikeli değil” demek mümkün mü?
Tehlike sınıfı bir etiket değildir. Bir kabul beyanıdır.
“Evet, burada ciddi risk vardır ve biz bu riski en üst düzeyde yönetmek zorundayız” demektir.
Sınıfı düşürmek, riskin azaldığını değil; yükümlülüğün azaltıldığını gösterir.
RED Oyu: Küçük Bir Fark, Büyük Bir Mesaj
Düzenlemenin 6’ya karşı 5 oyla reddedilmesi, meselenin ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor. Sadece bir oy farkla kamu hastanelerinin statüsü değişebilirdi.
RED oyu kullanan komisyon üyelerine teşekkür etmek gerekir. Çünkü bu tavır, teknik bir değerlendirme değil; insani bir hassasiyetin göstergesidir.
Ancak 5 kabul oyu da bize şunu gösteriyor: Bu tartışma bitmiş değil.
Benim Bakış Açımla; Hastaneler Kâğıt Üzerinde Değil, Gerçekte Güvenli Olmalı
Bir toplumu anlamak için hastanelerine bakmak yeterlidir.
Eğer bir toplum, hastanelerinin risk sınıfını düşürmeyi tartışıyorsa; aslında insan hayatına verdiği değeri tartışıyor demektir.
Sağlık çalışanının güvenliği, hasta güvenliğinin ön şartıdır.
Korunmayan çalışan, koruyucu olamaz.
Tükenen sistem, iyileştiremez.
Riskleri azaltmanın yolu, sınıflandırmayı düşürmek değildir.
Gerçek riskle yüzleşmek, koruma mekanizmalarını güçlendirmek ve çalışanı merkeze almaktır.
Soru hâlâ ortada duruyor:
Hastaneler artık daha mı az tehlikeli,
yoksa biz tehlikeyi görmezden gelmeye mi başlıyoruz?
Hüseyin AYHAN







Benzer Haberler
Memurlara büyük müjde: 3600 ek gösterge düzenlemesi yasalaştı
Balıkesir'de F-16 savaş uçağı düştü! Bir pilotumuz şehit oldu
Torba Yasa Maddeleri Netlesti 1 Dereceye Gelen Memura 3600 Ek Gosterge Ve Taserona Kadro
Ebe Kadrosundaki Personelin Sürekli Hemşire Gibi Çalıştırılması Hukuken Mümkün mü?
İstifa Eden Memurun Emeklilik Aylığı Ne Zaman Bağlanır?
2026 EMEKLİ BAYRAM İKRAMİYESİ SON DURUM | SSK, Bağ-Kur 2026 Ramazan Bayramı emekli ikramiyesi ne zaman hesaplara yatacak, zam oranı belli oldu mu?
Emeklilik hayali kuran milyonları üzecek gelişme!
Emeklilikte Yeni Dönem: SGK İçin Yapılacak Düzenlemeler Belli Oldu