Telefon
WhatsApp
Bir Ülkenin Gerçeği Ülke Halkı Yoksul ve Depresyonda

Eğer bir ülkenin psikolog,sosyologlari konusmuyorsa o ülkede herşey ters gidiyordur. Ahlaki ve ekonomik çöküş vardir.

Hadi,Gözlerinizi kapatın ve hayalinizde Bir ülke düşünün.

Takvim yaprakları ilerliyor ama hayat ilerlemiyor.
Sokaklar kalabalık ama insanlar yalnız.
Binalar yükseliyor ama umutlar çökmüş.

Bu ülkede insanlar mutsuz.
Öyle geçici bir keyifsizlik değil bu;
derine işlemiş, kronikleşmiş, normalleştirilmiş bir mutsuzluk.

Bu ülkede gençler umutsuz.
Hayal kurmayı çocukluk hastalığı sanıyorlar.
Gelecek planı yapmıyor, yalnızca “bugünü nasıl atlatırım” diye düşünüyorlar.

Bu ülkede emekliler…
Onlar için artık yüksek sesle söylenmeyen ama herkesin bildiği bir beklenti var:
“Ne zaman giderler?” Çünkü yaşlılar bu ülkede insan değil, bütçe kalemi.

Mutsuzluğun İstatistikten Hayata İnişi

Bu ülkede mutsuzluk artık kişisel bir duygu değil,toplumsal bir gerçekliktir.

Sabah işe gidenin yüzünde bezginlik,
işsiz gezenin gözlerinde mahcubiyet,
emeklinin sırtında görünmez bir yük vardır.

Kimse tam olarak aç değildir belki,ama kimse tok da değildir.
Çünkü mesele yalnızca karın doyurmak değildir.

Mesele,insan yerine konulmaktır.Mutsuzluk bu ülkede ayıp değildir.
Ayıp olan, mutsuzluğun nedenini sormaktır.

Gençlik: Umudun Tüketildiği Yaş

Bu ülkenin gençleri çok şey istemiyor.
Bir saray, bir makam, bir servet değil.      Sadece şunu istiyorlar:
Emeğinin karşılığını alabilmek.

Ama bu ülkede gençlere sürekli şu öğretiliyor:
Çok beklentin olmasın.”
“Sabret.”
“Şükret.”

Sabır, bir erdem olmaktan çıkıp baskı aracına dönüşmüş durumda.                                  Gençler sabretmekten yoruldu.
Çünkü sabır, karşılığında umut verildiğinde anlamlıdır.Burada ise sabır var,ama gelecek yok.

Üniversite bitirenler işsiz,iş bulanlar güvencesiz,güvencesi olanlar ise mutsuz.      Ve gençler artık şunu fısıldıyor:

Bu ülkede kalmak cesaret değil, risktir.”

Bu bir beyin göçü meselesi değildir sadece.
Bu, umut göçüdür.

Emeklilik: Dinlenme Hakkından Yük Olmaya

Bu ülkede emekli olmak, hayatın doğal bir evresi olmaktan çıkmıştır.                        Emeklilik artık bir “sorun”dur.
Konuşulurken yüzler asılır,
hesap yapılırken kaşlar çatılır.

Emekli maaşları tartışılır.Ama emekli insan tartışılmaz.Çünkü tartışılsa, vicdan devreye girer.                                                                      Bu ülkede emekliler,
“ne kadar maaş alıyorlar” sorusuyla anılır. Kimse şunu sormaz:
Bu insanlar kaç yıl çalıştı?
Ne fedakârlıklar yaptı?
Hangi bedelleri ödedi?                                  Çünkü bu sorular bütçeye uymaz.            Emekli artık üretmeyen değil,tüketmesi istenmeyen kişidir.                                      Market rafında fiyat etiketine bakarken
“Bu ay yaşayabilir miyim?” diye hesap yapan bir nesil bu.Ve kimse yüksek sesle söylemese de bakışlar şunu anlatır “Bir an önce hayatları bitse de rahatlasak.”

Maaşlar Neden Bu Kadar Problem?

Bu ülkede maaşlar yalnızca rakam değildir.
Maaşlar bir değer yargısıdır.

Kime ne kadar maaş verildiği,
kimin ne kadar “önemli” sayıldığını gösterir.

Bu ülkede emeğin değeri düşüktür.
Ama sadakatin, sessizliğin ve uyumun değeri yüksektir.

Çalışan geçinemez,ama yönetenler “fedakârlık” ister. Fedakârlık hep aynı kesimden beklenir.
Emekliden, işçiden, memurdan. Hiç kimse yukarıdan aşağı fedakârlık önermez.
Çünkü fedakârlık bu ülkede
tek yönlü bir kavramdır.

Sessizce Çöken Bir Toplum

Bu ülkede kimse sokaklara dökülmüyor belki.
Ama bu bir huzur göstergesi değil.

Bu,yorgunluğun sessizliğidir.

İnsanlar bağırmıyor çünkü anlatmanın faydasına inanmıyor.
İsyan etmiyor çünkü değişimin mümkün olduğuna güvenmiyor.

Bu, en tehlikeli noktadır.Çünkü umudunu kaybeden insan,kaybedecek bir şey de görmez. Toplum, yüksek sesle değil,
içten içe çürür.

Bu Tablo Tesadüf mü?

Hayır. Bu tablo bir doğal afet değildir. Bu, yıllar boyunca yapılan tercihlerle oluşmuştur.

  • Emeği ucuzlatan

  • Sosyal devleti daraltan

  • Yaşlıyı yük, genci sabır makinesi gören
    bir anlayışın sonucudur.

Bu ülkede sorun para değildir.
Sorun, paranın kime ve ne için harcandığıdır.

Sorun kaynak yokluğu değil,
adalet yokluğudur.

Bir Ülke Düşünün…

Bir ülke düşünün ki
insanları mutsuzluğa alışmış,
gençleri hayalsizliğe ikna edilmiş,
emeklileri ise yaşamaktan mahcup hâle getirilmiş.

Bu bir distopya değil. Bu, bugünün ta kendisi.

Ve bu tabloyu değiştirmek için önce şunu kabul etmek gerekir:                                  İnsanlar mutsuzsa,bu bireysel bir başarısızlık değil,toplumsal bir alarmdır.

Simdi.Gözlerinizi açabilirsiniz.Ama gördüğünüz manzarayı görmezden gelmeyin.

Çünkü bir ülke,insanlarını bu hâle getiriyorsa
mesele ekonomi değil,vicdandır.

İ

Ayhan Aile Sağlık Danışmanlık3

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!