Telefon
WhatsApp
Hak,Özlük Halkları mı?,Adalet mi? Yoksa  Valiz Promosyonunu?

Valiz, Termos ve Akıllı Saat Arasında Kaybolan Sendikacılık

Dün mailime  bir ihbar geldi.Bu birileri için sıradan olabilir ama yıllarca STK baskanligi yapan biri olarak bunun ne anlama geldigini çok iyi biliyorum.Yine sağlık sektörünün her kademesinde yıllardır sahada olmuş biri olarak şunu açıkça söylemek zorundayım: 

2003 yılından sonra biz bu ülkede sendikacılığı kaybettik. Daha doğrusu, sendikacılık kendi özünü kaybetti. 

Hak mücadelesi vermesi gereken yapı, promosyon dağıtan bir organizasyona dönüştü. “Hak ve özlük hakları arama sendikacılığı” yerini “valiz, termos, akıllı saat sendikacılığına” bıraktı. Ve ne yazık ki bu dönüşüm tesadüf değil; talep edenle arz eden arasındaki görünmez mutabakatın sonucudur.

Bugün bir sağlık çalışanına sendika dendiğinde aklına ilk gelen nedir? Toplu sözleşme kazanımı mı? Mesai düzenlemesi mi? Nöbet ücretleri mi? Mobbing karşısında hukuki destek mi? Yoksa yıl sonu promosyon hediyesi mi? Cevabı hepimiz biliyoruz.

Sendika mı, Promosyon Kulübü mü?

Sendikacılık tarihsel olarak bir hak mücadelesidir. Emek-sermaye çatışmasının en görünür araçlarından biridir. Ancak sağlık alanında tablo giderek değişti. Üyelik motivasyonu ideolojik, mesleki ya da hak temelli olmaktan çıktı; yerine “ne veriyorlar?” sorusu geldi.

  • Valiz veriyor mu?
    Termos dağıtıyor mu?
    Akıllı saat kampanyası var mı? Bunlar bir sendikanın varlık sebebi olabilir mi?

Sağlık çalışanı, yoğun bakımda 24 saat nöbet tutarken dinlenme hakkını sorgulamıyor ama ücretsiz dağıtılan bir çantanın markasını sorguluyor. Fazla mesai ücretinin gerçek karşılığını talep etmiyor ama kampanya kataloğunu dikkatle inceliyor. İşte kırılma tam burada başlıyor.

Sayı Odaklı Sendikacılık

Bugün birçok sendika için temel hedef hak kazanımı değil, üye sayısıdır. Çünkü sayı demek yetki demektir. Yetki demek masada oturma hakkı demektir. Masada oturmak ise görünürlük demektir. Ancak görünürlük ile etki aynı şey değildir.

Sayı büyüdükçe güç artar ama bilinç büyümedikçe o güç etkisiz kalır.

Bir sendika yüz binlerce üyeye sahip olabilir. Ama üyeler hak arama bilinci taşımıyorsa, o sendika masada sadece istatistik sunar; irade koyamaz. Çünkü arkasında örgütlü bir talep değil, dağınık bir beklenti vardır.

Sağlık Profesyonelleri Neden Ağlıyor?

Evet, sağlık profesyonelleri zor şartlarda çalışıyor. Tükenmişlik yüksek. Nöbetler ağır. Şiddet riski var. İdari baskılar var. Liyakat tartışmaları var. Performans sistemi sorunlu. Ama bütün bunlara rağmen örgütlü ve bilinçli bir tepki var mı? Çoğu zaman hayır.

Sosyal medyada yakınmak var. Koridorda sitem var. WhatsApp grubunda öfke var. Ama imza kampanyasında yok. Hukuki süreçte yok. Alan mücadelesinde yok. İşte bu çelişki, sistemin rahatlığını artırıyor. Çünkü yönetimler şunu biliyor: Tepki örgütlü değilse risk düşüktür.

Nasıl Hak Ediyorsanız Öyle Yönetilirsiniz”

Bu cümle sert. Hatta kırıcı. Ama üzerinde düşünülmesi gerekiyor.

Demokrasi yalnızca sandıkta değil, iş yerinde de yaşanır. Sendika tercihi de bir demokratik tercihtir. Eğer bir çalışan promosyon için sendika seçiyorsa, o sendikadan hak mücadelesi beklemesi çelişkidir.

Eğer üyeler, sendika yönetimlerini sorgulamıyorsa; mali şeffaflığı, hukuki performansı, kazanımları denetlemiyorsa; o yapı doğal olarak rahatlar. Denetlenmeyen güç yozlaşır. Bu, tarihin en temel yasalarından biridir.

Sağlık çalışanı aynaya bakmadan yalnızca idareyi suçlarsa eksik kalır. Çünkü idare, karşısındaki örgütlü gücün seviyesine göre pozisyon alır. Eğer karşısında promosyon motivasyonlu bir kitle varsa, strateji de ona göre şekillenir.

Hak Aramak Zor, Hediye Almak Kolay

Hak mücadelesi sabır ister. Hukuki bilgi ister. Süreklilik ister. Bazen risk ister. Oysa hediye almak zahmetsizdir. Üyelik formu doldurulur ve beklenir.

Bu kolaylık, sendikacılığı konfor alanına hapsediyor. Oysa gerçek sendikacılık konforu bozmakla başlar.

Bir hemşire, bir ebe, bir paramedik ya da bir tekniker, kendi mesleki onurunu korumak için mücadele etmediğinde; o onuru başkasının korumasını beklemesi gerçekçi değildir.

Şimdi o zaman idareler Ne Yapsa Yerindedir mi? Diyelim

Bu cümle provokatif ama düşündürücüdür. Eğer çalışan kitlesi hak arama refleksini kaybetmişse, yönetimler neden sınırlarını zorlamasın? Direnç görmeyen sistem genişler. Tepki görmeyen uygulama kalıcılaşır.

Elbette bu durum etik değildir. Elbette kamu yönetimi adil ve hakkaniyetli olmalıdır. Ancak güç dengesi gerçeği değişmez: Talepsiz hak verilmez.

Bugün birçok sağlık kurumunda çalışanlar mobbingden şikâyet ediyor ama resmi başvuru sayıları düşük. Dinlenme alanı yetersiz deniyor ama toplu dilekçe yok. Nöbet adaletsizliği konuşuluyor ama somut veri toplanmıyor.

Bu da yöneticinin elini güçlendiriyor.

Sendikacılık Konuşmuş Bir Yapıya Dönüştü

Artık sendikacılık eylem değil söylem üretiyor. Basın açıklaması var ama saha takibi zayıf. Sosyal medya paylaşımı var ama hukuki süreç sınırlı. Rakam var ama dönüşüm yok.

Oysa sağlık alanı, en örgütlü olması gereken alanlardan biridir. Çünkü çalışma koşulları doğrudan insan hayatını etkiler. Tükenmiş bir sağlık çalışanı yalnızca kendine değil, hizmet sunduğu topluma da zarar verir.

Sendikanın görevi promosyon dağıtmak değil, bu tükenmişliği sistem düzeyinde azaltmaktır.

Sorumluluk Kimde?

Bu sorunun cevabı rahatsız edici olabilir: Sorumluluk sadece sendika yönetimlerinde değil, üyelerde de.

Üye bilinçliyse sendika güçlüdür.
Üye sorguluyorsa yönetim dikkatli olur.
Üye hesap soruyorsa yapı şeffaflaşır.

Ama üye yalnızca “ne veriyorlar?” diye soruyorsa, sendika da ona göre şekillenir.

Sağlık çalışanı bugün yaşadığı her sorunda tamamen masum değildir demek ağır gelebilir. Ancak örgütlü yapının niteliğini belirleyen üyelerin tercihidir. Bu nedenle aynayla yüzleşme kaçınılmazdır.

Çıkış Yolu Var mı?

Var. Ama kolay değil.

  1. Bilinçli üyelik: Sendika seçerken promosyon değil, hukuki başarı, şeffaflık ve saha performansı sorgulanmalı.
  2. Katılımcı kültür: Üyeler genel kurullara katılmalı, rapor istemeli, hesap sormalı.
  3. Veri temelli mücadele: Sorunlar duygusal değil, istatistiksel ve hukuki temelde ele alınmalı.
  4. Mesleki dayanışma: Branşlar arası bölünmüşlük azaltılmalı.
  5. Korku bariyerinin aşılması: Hak aramak tehdit değil, anayasal bir haktır.

Unutmayalım ki;

Valizler eskir. Termoslar kırılır. Akıllı saatlerin modası geçer. Ama kaybedilen hakların telafisi yıllar alır.

Sağlık çalışanı gerçekten ağlıyorsa, önce neden ağladığını sormalıdır. Sendika yalnızca bir araçtır. Aracın yönünü belirleyen ise sürücüdür. Eğer direksiyonda bilinç yoksa, araç promosyon standına gider; hak masasına değil.

Galiba  asıl mesele şu: Biz kolay olanı seçtik? Sendikacılık yeniden hak temelli bir yapıya dönüşebilir. Ama bunun için hediye kültüründen mücadele kültürüne geçmek gerekir. Bu geçiş sancılıdır. Fakat mesleki onur, birkaç promosyondan daha değerlidir.

Ayna orada duruyor. Bakmak cesaret ister.

Ayhan Aile Sağlık Danışmanlık3

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!