İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? Yaşamak ve Gerçekten Var Olmak
İlber Ortaylı Hocanın Anısına ithafen yazılmıştır İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? Yaşamak ve Gerçekten Var Olmak
İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? Yaşamak ve Gerçekten Var Olmak Üzerine Sosyo-Kültürel Bir Değerlendirme
İlber Ortaylı hep hayatı yaşarken hata yapın ve gezin durmayın derdi. Ben bu yazıyı ona ithafen yaziyorum. Mekanı cennet olsun İnsan İnsanlar hayatı çoğu zaman doğum ile ölüm arasında geçen bir zaman dilimi olarak düşünür. Ancak insanın varoluşu yalnızca biyolojik bir süreç değildir. İnsan, düşünme, sorgulama, anlam arama ve geleceğini şekillendirme yeteneğine sahip bir varlıktır. Bu nedenle insanın hayatı sadece geçen yıllarla ölçülemez. Asıl önemli olan, o yılların içinde ne kadarının gerçekten yaşandığıdır. Çünkü yaşamak sadece nefes almak ya da zamanın akışına uyum sağlamak değildir. İlber Ortaylı ya göre;Yaşamak; farkında olmak, hissetmek, düşünmek ve her nefese bir anlam yükleyebilmektir. ne kadar yerinde bir tesbit.
O hep robotik yaşamdan kurtulun ve farklı yaşayın derdi ona göre; Birçok insan hayatını belirli bir düzen içerisinde sürdürür. Sabah işe gitmek, akşam eve dönmek, günlük sorumlulukları yerine getirmek ve zamanın akışına ayak uydurmak çoğu insan için hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak bu düzen bazen bireyin kendi hayatının öznesi olmasını engelleyebilir. İnsan hayatın içinde yaşıyormuş gibi görünse de aslında yalnızca hayatın akışına kapılmış olabilir. İşte biz bunu modern toplumlarda oldukça yaygın olarak görüyoruz. Sosyoloji ve psikoloji literatüründe bu durum bazen “otomatik yaşam” ya da “alışkanlıkların yönettiği hayat” olarak tanımlanır.
Oysa insanın gerçek anlamda yaşaması, hayatın farkında olmasıyla mümkündür. İnsan kendi varlığını sorguladığında, ne için yaşadığını düşündüğünde ve hayatına anlam katacak değerler oluşturduğunda gerçek yaşam deneyimini hisseder. Bu noktada insanın geleceğini kurma meselesi önem kazanır. Çünkü geleceğini planlamayan bir birey çoğu zaman yaşamın akışına kapılır ve başkalarının belirlediği bir hayatı yaşar.
Geleceği Kurmak: Bilinçli Bir Tercih
İnsan geleceğini tesadüflerle değil, bilinçli tercihlerle kurar. Bir bireyin geleceğini şekillendiren en önemli unsurlar; düşünce biçimi, değerleri, hedefleri ve içinde yaşadığı sosyo-kültürel çevredir. İnsan içinde bulunduğu toplumdan etkilenir, fakat aynı zamanda kendi hayatına yön verme potansiyeline de sahiptir.
Toplumların kültürel yapısı bireylerin yaşam anlayışını önemli ölçüde etkiler. Bazı toplumlarda bireycilik ön plandayken bazı toplumlarda kolektif değerler daha güçlüdür. Türkiye gibi toplumlarda aile, gelenek ve toplumsal beklentiler bireyin hayatını önemli ölçüde etkileyebilir. Bu durum bazen bireyin kendi hayallerini gerçekleştirmesini zorlaştırabilir. Ancak insanın kendi hayatını anlamlı kılabilmesi için bu toplumsal etkileri doğru bir şekilde analiz etmesi gerekir.
Geleceğini kurmak isteyen bir bireyin öncelikle kendini tanıması gerekir. Kendi değerlerini, yeteneklerini ve hayallerini bilmeyen bir insanın geleceğe yön vermesi oldukça zordur. Bu nedenle bireyin kendine şu soruları sorması gerekir:
Ben kimim?
Hayatta gerçekten ne istiyorum?
Hangi değerler benim için vazgeçilmezdir?
Bu sorulara verilen cevaplar insanın hayatına yön veren pusuladır.
Zamanın Akışına Kapılmak
Modern yaşamın en önemli sorunlarından biri, insanların zamanın akışına kapılarak yaşamalarıdır. Günümüzde birçok insan yoğun iş temposu, ekonomik kaygılar ve sosyal sorumluluklar nedeniyle hayatını sorgulamaya fırsat bulamaz. Günlük rutinler bireyin düşünmesini ve kendini geliştirmesini engelleyebilir.
Sosyologlar bu durumu modern hayatın “mekanikleşmesi” olarak tanımlar. İnsan, sürekli aynı işleri tekrar eden bir mekanizma gibi yaşamaya başlar. Sabah kalkmak, işe gitmek, para kazanmak ve günü tamamlamak çoğu zaman yaşamın ana hedefi haline gelir. Bu durum bireyin ruhsal ve düşünsel gelişimini sınırlayabilir.
Oysa insanın varoluşu sadece ekonomik faaliyetlerden ibaret değildir. İnsan aynı zamanda anlam arayan bir varlıktır. Eğer birey hayatında bir anlam bulamazsa, zamanla içsel bir boşluk yaşayabilir. Bu nedenle insanın hayatında amaç ve anlam duygusunun olması oldukça önemlidir.
Yaşamak: Farkında Olmak ve Hissetmek
Gerçek anlamda yaşamak, farkında olmakla başlar. İnsan çevresindeki dünyayı, insan ilişkilerini ve kendi iç dünyasını fark ettiğinde hayatın derinliğini hisseder. Farkındalık, bireyin hayatını daha bilinçli bir şekilde yaşamasını sağlar.
Bir insan doğayı seyrederken, bir dostuyla sohbet ederken veya bir kitap okurken hayatın anlamını hissedebilir. Çünkü yaşamın değeri çoğu zaman küçük anların içinde saklıdır. Modern hayatın hızlı temposu bu anların fark edilmesini zorlaştırabilir. Ancak bilinçli bir birey hayatın küçük ayrıntılarında bile anlam bulabilir.
Psikoloji literatüründe bu durum “anlamlı yaşam” kavramı ile açıklanır. Anlamlı yaşam, bireyin hayatında değerli gördüğü hedeflere yönelmesi ve bu hedefler doğrultusunda yaşamını sürdürmesidir. İnsan kendisi için anlamlı olan şeyleri keşfettiğinde yaşamı daha doyurucu hale gelir.
Geleceğe Yön Vermek
İnsan geleceğe yön verebilmek için üç temel unsura ihtiyaç duyar: bilinç, irade ve sorumluluk.
Bilinç, bireyin hayatını anlamlandırmasını sağlar. İrade, bireyin hedeflerine ulaşmak için çaba göstermesini sağlar. Sorumluluk ise bireyin kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmesini ifade eder.
Bir insan hayatının sorumluluğunu başkalarına bıraktığında, geleceğini de başkalarının belirlemesine izin vermiş olur. Bu nedenle bireyin kendi hayatına sahip çıkması gerekir. İnsan yaptığı seçimlerin sonuçlarını kabul ettiğinde gerçek anlamda özgürleşir.
Geleceğe yön vermek aynı zamanda cesaret gerektirir. Çünkü insan çoğu zaman alışkanlıklarının dışına çıkmaktan korkar. Oysa gelişim, konfor alanının dışına çıkmakla mümkündür. Yeni şeyler öğrenmek, farklı deneyimler yaşamak ve kendini geliştirmek bireyin hayatını zenginleştirir.
Toplum ve Birey Arasındaki İlişki
İnsan yalnız yaşayan bir varlık değildir. Her birey bir toplumun parçasıdır ve toplumun değerlerinden etkilenir. Bu nedenle bireyin hayatını anlamlandırması sadece kişisel bir süreç değildir; aynı zamanda sosyo-kültürel bir süreçtir.
Toplum bireylere belirli roller ve beklentiler sunar. Aile, eğitim sistemi, medya ve sosyal çevre bireyin düşünce yapısını şekillendirebilir. Ancak birey bu etkileri sorgulayarak kendi hayatının yönünü belirleyebilir.
Sosyoloji, birey ile toplum arasındaki bu ilişkiyi inceleyen bir bilim dalıdır. Sosyologlar bireyin hayatını anlamak için onun içinde yaşadığı sosyal yapıyı analiz eder. Çünkü bireyin davranışları çoğu zaman sosyal çevresiyle ilişkilidir.
Gerçek Yaşamın Anlamı
İnsan hayatının gerçek değeri, yaşanan yılların sayısında değil o yılların içindeki deneyimlerde saklıdır. Bir insan uzun yıllar yaşayabilir fakat hayatını sorgulamadan ve anlamlandırmadan geçirebilir. Buna karşılık bazı insanlar daha kısa bir hayat sürse bile yaşamlarını anlamlı ve dolu dolu yaşayabilir.
Gerçek yaşam, bireyin kendi değerleri doğrultusunda yaşamasıyla mümkündür. İnsan başkalarının beklentileri yerine kendi iç sesini dinlediğinde hayatını daha anlamlı bir şekilde yaşayabilir.
Bu noktada önemli olan, insanın ölmekten değil yaşamaya hiç başlamamaktan korkmasıdır. Çünkü en büyük kayıp, insanın potansiyelini kullanmadan hayatını tüketmesidir. Her insanın içinde keşfedilmeyi bekleyen yetenekler, hayaller ve değerler vardır.
Yazdıklarımı kısaca özetlersem; nsan hayatı yalnızca zamanın akışından ibaret değildir. Hayatın gerçek anlamı, bireyin farkındalığı ve seçimleriyle şekillenir. Geleceğini kurmak isteyen bir insan öncelikle kendini tanımalı, değerlerini belirlemeli ve hayatına anlam katacak hedefler oluşturmalıdır.
Yaşamak sadece var olmak değildir; farkında olmak, hissetmek ve her nefese bir anlam yükleyebilmektir. İnsan hayatını bilinçli bir şekilde yaşadığında zamanın akışına kapılmak yerine kendi yolunu çizebilir. Böylece hayat yalnızca geçen yılların toplamı olmaktan çıkar ve anlamlı bir yolculuğa dönüşür.
Kaynakça
Doğan Cüceloğlu – İnsan ve Davranışı
Erich Fromm – Sahip Olmak ya da Olmak
Viktor Frankl – İnsanın Anlam Arayışı
Zygmunt Bauman – Akışkan Modernite
Anthony Giddens – Sosyoloji
Şerif Mardin – Türk Modernleşmesi
İbrahim Kalın – Ben, Öteki ve Ötesi
---







Benzer Haberler
Toplumsal Katılım Yapmadan, Sorumluluk Almadan Eleştirmek
Atatürk Karşıtlığı, Ulus Devlet ve Siyasal İslam Tartışmaları: Tarihsel ve Sosyolojik Bir Analiz
İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? Yaşamak ve Gerçekten Var Olmak
Meritokrasi ve Türkiye’de Liyakat Sorunu ve Sosyolojik Bir Değerlendirme
Meslek, Yetki ve Sorumluluk: Kamu Yönetiminde Hukuki ve Etik Çerçeve
Vizyoner Liderleri Anlamak Kolay Değildir
2008 Sonrası Memurların Emeklilik Sistemi: Uyarı ve Eleştirel Bakış
Çakılı Kadro Bir İstihdam Modeli midir? Aile Birliği Bürokrasiye Feda Edilebilir mi?