Toplumsal Katılım Yapmadan, Sorumluluk Almadan Eleştirmek
Bir toplumun gelişmişliğini ölçmenin birçok yolu vardır. Ekonomik güç, bilimsel üretim, teknolojik gelişmişlik veya askeri kapasite bunlardan bazılarıdır. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir ölçüt daha vardır: vatandaşların yönetime katılma ve sorumluluk alma kültürü. Bir apartmanda yönetime katılmayan, köyünde muhtar azası olmayı bile düşünmeyen, mahalle sorunlarına elini taşın altına koymayan insanların ülke yönetimi hakkında en sert eleştirileri yapması aslında sosyolojik açıdan önemli bir çelişkiyi ortaya koyar. Çünkü sorumluluk almadan eleştirmek kolaydır; fakat sorumluluk alarak çözüm üretmek zordur.
Bir toplumun gelişmişliğini ölçmenin birçok yolu vardır. Ekonomik güç, bilimsel üretim, teknolojik gelişmişlik veya askeri kapasite bunlardan bazılarıdır. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir ölçüt daha vardır: vatandaşların yönetime katılma ve sorumluluk alma kültürü. Bir apartmanda yönetime katılmayan, köyünde muhtar azası olmayı bile düşünmeyen, mahalle sorunlarına elini taşın altına koymayan insanların ülke yönetimi hakkında en sert eleştirileri yapması aslında sosyolojik açıdan önemli bir çelişkiyi ortaya koyar. Çünkü sorumluluk almadan eleştirmek kolaydır; fakat sorumluluk alarak çözüm üretmek zordur.
Toplumlarda “eleştiri kültürü” ile “katılım kültürü” arasındaki denge çok önemlidir. Eleştiri elbette demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur. Ancak eleştirinin üretken olabilmesi için kişinin belirli ölçüde sorumluluk üstlenmiş olması gerekir. Sorumluluk almadan yapılan eleştiri çoğu zaman dedikoduya, söylentiye veya tepkisel konuşmalara dönüşür. Bu nedenle birçok toplumda küçük ölçekli yönetim birimleri, insanların sorumluluk almasını öğrenmesi için önemli birer eğitim alanı olarak görülür. Apartman yönetimleri, mahalle meclisleri, köy ihtiyar heyetleri veya sivil toplum kuruluşları bu anlamda birer demokratik okul işlevi görür.
Sosyolojik açıdan bakıldığında yönetim kültürü bireyin yaşadığı en küçük sosyal birimlerden başlayarak gelişir. İnsan önce ailesinde sorumluluk öğrenir, ardından okulda görev alır, daha sonra mahalle veya iş yaşamında sorumluluk üstlenir. Bu süreç içinde birey hem yönetilmeyi hem de yönetmeyi öğrenir. Eğer bu zincirin halkaları zayıfsa, yani insanlar küçük ölçekli sorumluluklardan kaçıyorsa, büyük ölçekli yönetim hakkında sağlıklı fikir üretmeleri de zorlaşır.
Türkiye gibi toplumlarda sıkça dile getirilen bir eleştiri vardır: İnsanlar yerel sorumluluklardan kaçarken ülke siyaseti hakkında çok güçlü ve kesin görüşler ifade ederler. Bir apartmanda toplantıya katılmayan kişi, ülke yönetimi konusunda saatlerce konuşabilir. Köyünde muhtar seçiminde aktif rol almayan bir kişi, devlet yönetimi hakkında keskin yorumlar yapabilir. Bu durum aslında yalnızca Türkiye’ye özgü değildir; ancak bazı toplumlarda daha belirgin bir özellik haline gelmiştir.
Bu noktada “dedikodu kültürü” olarak ifade edilen bir sosyal davranış biçimi de devreye girer. Dedikodu yalnızca bireyler arası iletişimde görülen basit bir davranış değildir; aynı zamanda toplumsal yapının da bir göstergesidir. İnsanlar sorumluluk almadan konuşmayı tercih ettiğinde, bilgi yerine söylenti dolaşmaya başlar. Bu da kamusal tartışmaların niteliğini düşürür. Sosyologlar bu durumu bazen “pasif yurttaşlık” kavramıyla açıklar. Pasif yurttaşlık, bireyin devlet ve toplum meseleleri hakkında konuşmasına rağmen aktif bir katılım göstermemesi anlamına gelir.
Bu davranışın tarihsel kökenleri olup olmadığı konusu ise tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar Osmanlı’dan miras kalan merkeziyetçi devlet yapısının toplumda böyle bir alışkanlık oluşturduğunu savunur. Merkezi devletin güçlü olduğu sistemlerde insanlar karar mekanizmalarının dışında kalmaya alışabilir. Bu durum zamanla “nasıl olsa kararlar yukarıda veriliyor” düşüncesini güçlendirebilir. Böyle bir zihniyet geliştiğinde bireyler yerel yönetimlere katılmak yerine sadece eleştiren bir pozisyona çekilebilir.
Diğer bazı sosyologlar ise sorunun yalnızca tarihsel olmadığını, aynı zamanda modern yaşamın getirdiği bireyselleşme ile de ilgili olduğunu belirtir. Günümüz şehir yaşamında insanlar komşularıyla eskisi kadar güçlü ilişkiler kurmamaktadır. Apartmanlarda yaşayan insanlar çoğu zaman birbirini tanımadan yıllarca aynı binada yaşayabilir. Böyle bir ortamda ortak sorumluluk duygusu da zayıflar. Apartman yönetimine katılmak veya mahalle sorunlarına çözüm aramak yerine bireysel yaşam alanına çekilmek daha kolay görünür.
Toplumsal katılımın zayıf olduğu ortamlarda dedikodu ve söylenti kültürü daha hızlı yayılır. Çünkü bilgi üretiminin yerini yorum ve tahmin alır. İnsanlar doğrudan deneyimlemedikleri konular hakkında güçlü kanaatler oluşturabilir. Bu durum özellikle siyaset alanında belirgin hale gelir. Bir kişi yerel düzeyde hiçbir yönetim deneyimine sahip olmasa bile, ulusal veya uluslararası siyaset hakkında kesin yargılar ifade edebilir.
Bu noktada “sorumluluk almadan eleştirme” davranışının psikolojik boyutu da vardır. İnsan zihni çoğu zaman risk almaktan kaçınır. Bir görevi üstlenmek, eleştirilme ihtimalini de beraberinde getirir. Yönetim görevine gelen kişi hata yapabilir ve bu hatalar başkaları tarafından eleştirilebilir. Bu nedenle bazı insanlar eleştiren tarafta kalmayı daha güvenli bulur. Eleştiren kişi sorumluluk taşımaz; fakat yöneten kişi hem sorumluluk hem de risk taşır.
Toplumsal gelişme açısından bakıldığında ise aktif yurttaşlık büyük önem taşır. Demokratik toplumlar yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda günlük yaşamın içinde öğrenilen bir kültürdür. İnsanların apartman toplantılarına katılması, mahalle sorunlarını tartışması, sivil toplum faaliyetlerinde bulunması demokratik kültürün gelişmesine katkı sağlar. Bu tür küçük ölçekli katılım alanları aslında toplumun demokrasi pratiği yaptığı yerlerdir.
Bir apartman yönetimi bile küçük bir demokrasi laboratuvarı gibidir. İnsanlar burada bütçe planlaması yapar, ortak sorunları tartışır, karar alma süreçlerine katılır. Bu deneyim bireyin toplumsal sorumluluk bilincini geliştirir. Aynı durum köylerdeki ihtiyar heyetleri veya mahalle komiteleri için de geçerlidir. Bu kurumlar yalnızca idari yapılar değil, aynı zamanda sosyal eğitim alanlarıdır.
Toplumda katılım kültürü güçlü olduğunda eleştiriler de daha yapıcı hale gelir. Çünkü sorumluluk almış bir kişi eleştiriyi yalnızca şikâyet etmek için değil, çözüm üretmek için yapar. Bu da kamusal tartışmaların niteliğini yükseltir. Sorumluluk almayan eleştiri ise çoğu zaman yalnızca tepki üretir ve çözüm üretme kapasitesi zayıf olur.
Türkiye’de son yıllarda sivil toplum kuruluşlarının artması, yerel yönetimlerin güçlenmesi ve vatandaş katılımını artırmaya yönelik projelerin çoğalması aslında bu sorunun aşılması için önemli fırsatlar yaratmaktadır. İnsanların gönüllü faaliyetlere katılması, mahalle dayanışma ağları kurması veya sosyal projelerde yer alması toplumda sorumluluk bilincinin gelişmesine katkı sağlayabilir.
Eğitim sistemi de bu konuda önemli bir rol oynar. Okullarda yalnızca akademik bilgi değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk bilinci de kazandırılmalıdır. Öğrencilerin kulüp faaliyetlerine katılması, sosyal projelerde görev alması veya grup çalışmaları yapması bu bilincin oluşmasına yardımcı olur. Böyle bir eğitim alan birey ilerleyen yıllarda toplumsal sorumluluk almaktan kaçınmaz.
Sonuç olarak bir toplumun sağlıklı bir demokratik kültür geliştirebilmesi için vatandaşların yalnızca eleştiren değil, aynı zamanda sorumluluk alan bireyler olması gerekir. Apartman yönetiminden köy ihtiyar heyetine kadar uzanan küçük ölçekli katılım alanları bu kültürün gelişmesi için önemli fırsatlar sunar. Eğer insanlar bu alanlarda aktif rol almazsa, toplumda dedikodu ve söylenti kültürü güçlenebilir.
Gerçek demokrasi yalnızca devlet yönetimini eleştirmekle değil, aynı zamanda günlük yaşamın içinde sorumluluk üstlenmekle mümkündür. Çünkü sorumluluk alan birey yalnızca konuşan değil, aynı zamanda çözüm üreten bir yurttaşa dönüşür. Böyle bir toplumda eleştiriler daha yapıcı, tartışmalar daha nitelikli ve yönetim süreçleri daha sağlıklı olur. Toplumların gelişimi de ancak bu tür aktif yurttaşlık bilincinin güçlenmesiyle mümkün hale gelir.







Benzer Haberler
Toplumsal Katılım Yapmadan, Sorumluluk Almadan Eleştirmek
Atatürk Karşıtlığı, Ulus Devlet ve Siyasal İslam Tartışmaları: Tarihsel ve Sosyolojik Bir Analiz
İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? Yaşamak ve Gerçekten Var Olmak
Meritokrasi ve Türkiye’de Liyakat Sorunu ve Sosyolojik Bir Değerlendirme
Meslek, Yetki ve Sorumluluk: Kamu Yönetiminde Hukuki ve Etik Çerçeve
Vizyoner Liderleri Anlamak Kolay Değildir
2008 Sonrası Memurların Emeklilik Sistemi: Uyarı ve Eleştirel Bakış
Çakılı Kadro Bir İstihdam Modeli midir? Aile Birliği Bürokrasiye Feda Edilebilir mi?