Telefon
WhatsApp
Torba Yasa ile Gelen

Biz Demiştik Demeyeceğim Ama, Yazıma şöyle başlamak istiyorum; “Promosyon Bavulları ve Unutulan Haklar”;

Türkiye'de sendikal tarih, ne yazık ki sadece hak mücadeleleriyle değil, aynı zamanda "bavul sendikacılığı" ile de anılıyor. 2026 toplu sözleşme sürecinde yaşananlar, bu kavramın en somut örneği olarak kayıtlara geçti. Üyelik karşılığı dağıtılan promosyon bavulları, çekilişler ve maddi menfaatler ön plana çıkarılırken; asıl mesele olan haklar, ücret adaleti ve çalışma koşulları görmezden gelindi. Peki, bu bavulları alan sağlık çalışanları şimdi rahat mı?  İbrahim Tatlıses ne diyordu “DEVAMKE” bende aynen  “DEVAMKE” diyorum.

Ben genel başkan olarak diyorum ki, halen üyeler bunu anlamadı ve anlayacaklarını da düşünmüyorum. Onlar halen bavul,saat,termos kapma derdinde. Oysaki torbadan çıkan yeni düzenlemeler, sağlık emekçilerinin gece çalışmalarını fiilen değersizleştiren, hiyerarşiyi tepetaklak eden ve statüler arası uçurumu derinleştiren bir "Ali Cengiz Oyunu"na dönüştü. Bu yazı, 2026 yılında kurum mutemetliklerine gönderilen yeni fazla mesai ve gece çalışma ücretleri genelgesinin yarattığı adaletsizliği, sağlık çalışanlarının perspektifinden eleştirel bir bakışla anlatmış olacağım Tabi ki anlayana “Kızım sana diyorum, Gelinim sen anla”

Gece Çalışması: Bir "Fazla Mesai" Uzantısı mı, Yoksa Bağımsız Bir Hak mı?

Sağlık hizmeti, kesintisiz bir hizmettir. Gündüz başlayan bir tedavi, gece de devam eder; acil müdahaleler saat tanımaz. Bu nedenle sağlık çalışanlarının gece nöbetleri, sadece mesai saatlerinin uzaması değil, aynı zamanda biyolojik ritmin bozulması, sosyal hayattan kopuş, artan stres ve sağlık riskleri demektir. Bilimsel araştırmalar, gece çalışmasının kardiyovasküler hastalıklar, metabolik bozukluklar ve psikolojik sorunlar riskini artırdığını kanıtlamıştır.

Ancak 2026 toplu sözleşme hükümlerine göre gece çalışma ücreti alabilmek için artık mutlaka fazla mesai oluşması gerekiyor. Yani sağlık çalışanı gece boyunca hastalarına hizmet verse, acil müdahalelerde bulunsa bile, eğer "fazla" çalışmadığı varsayılıyorsa, gece çalışmasının karşılığı sıfır TL oluyor. Bu yaklaşım, gece emeğinin yıpratıcılığını, riskini ve fedakârlığını tamamen yok sayan, onu sadece fazla mesainin bir "eklentisi" olarak gören anlayışın ürünüdür.

Bu düzenleme, "toplu sözleşme" kavramını içi boş bir formaliteye indirgemektedir. Çünkü toplu sözleşme, çalışanların haklarını güvence altına almak için yapılır; onları daha da mağdur edecek hükümler içermez. Gece çalışmasının, fazla mesaiye bağlı olarak ödenmesi, bu hakkın fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Sağlık çalışanları, artık "gece çalıştıkları için" değil, "fazla mesai yaptıkları varsayıldığı için" ücret almaktadır. Bu semantik oyun, emeğin değerini gasp etmektedir.

Statü Ayrımcılığı: Aynı Nöbet, Aynı Emek, Farklı Ücret

Sistemdeki en büyük çelişki, aynı sağlık tesisinde, aynı gece saatlerinde çalışan farklı statüdeki personel arasındaki ücret uçurumudur. 2026 düzenlemesi, bu uçurumu daha da derinleştirmiştir.

4/D Statüsündeki İşçiler İçin Durum:

  • Fazla mesai olsun ya da olmasın, yüksek ücretli gece çalışma ücreti ödenmektedir.
  • Fazla mesai oluştuğunda hem gece çalışma ücreti hem de gece fazla mesai ücreti ayrı ayrı ödenmektedir.
  • Gece çalışması, başlı başına bir emek ve yıpranma unsuru olarak kabul edilmektedir.

657 Sayılı Kanuna Tabi Hekim ve Sağlık Personeli İçin Durum:

  • Fazla mesai yoksa → Gece çalışma ücreti de yoktur.
  • Gece boyunca çalışsanız bile, "fazla" çalışmadığınız varsayılırsa ücret alamazsınız.
  • Gece emeğiniz, sadece fazla mesainin bir parçası olarak görülmektedir.

Bu tablo, aynı binada, aynı hastaya, aynı saatlerde hizmet veren iki farklı çalışanın, statü farkı üzerinden emeklerinin değerinin ayrıştırıldığını göstermektedir. Bu, sadece bir ücret adaletsizliği değil, aynı zamanda insan onuruna aykırı bir ayrımcılıktır. Bir hekimin veya hemşirenin gece emeği, bir işçininkinden daha mı az değerlidir? Yoksa 657 sayılı kanun, çalışanları "ikinci sınıf" vatandaş statüsüne mi mahkûm etmektedir?

Hiyerarşinin Tersine Dönmesi: Eğitim ve Sorumluluk Karşılıksız mı?

Sağlık sistemindeki hiyerarşi, eğitim düzeyi, sorumluluk alanı ve uzmanlık gerektiren işlevlere göre şekillenir. Hekimler, yıllarca süren eğitimleri, yüksek sorumlulukları ve kritik karar alma yetkileriyle sistemin en üst basamağında yer alır. Ancak 2026 ücret düzenlemesi, bu hiyerarşiyi tepetaklak etmiştir.

Yeni düzenlemeyle birlikte, düşük statüdeki işçilerin gece çalışma ücretleri, yüksek eğitimli sağlık personelinden daha yüksek hale gelmiştir. Bu durum, "adalet" kavramıyla tamamen bağdaşmamaktadır. Bir hekimin saatlik fazla mesai ücretinin, bir temizlik işçisinin yarısı kadar olması, kabul edilemez bir çelişkidir. Bu, sadece maddi bir kayıp değil, aynı zamanda mesleki saygınlığın ve toplumsal değerin de ayaklar altına alınmasıdır.

Bu hiyerarşinin bozulması, sağlık sisteminin motivasyonunu da derinden etkilemektedir. Eğitimine, emeğine ve fedakârlığına karşılık aldığı ücretle geçinemeyen hekim ve sağlık personeli, ya sistemi terk etmekte ya da özel sektöre yönelmektedir. Bu durum, kamu sağlık sisteminin çöküşünü hızlandırmaktadır.

Sendikaların Rolü: Bavuldan Haklara mı, Haklardan Bavula mı?

Bu adaletsiz tablonun sorumlularından biri de ne yazık ki sağlık çalışanlarını temsil eden sendikalardır. Toplu sözleşme masasında "bavul sendikacılığı" yapan, üyelik karşılığı promosyon dağıtan, çekilişlerle gündem oluşturan sendikalar, asıl hak mücadelesini unutmuştur.

2026 toplu sözleşmesindeki bu "Ali Cengiz Oyunu", sendikaların çalışanların gerçek taleplerini masaya yatırmadığının, torbadan çıkan düzenlemeleri kritik etmediğinin göstergesidir. Eğer sendikalar, üyelerinin gece emeğinin değerini koruma konusunda etkili olsalardı, bu hükümler böyle kolayca kabul edilemezdi.

Sağlık çalışanları artık sormaktadır: "Bavulları aldık, peki ya haklarımız?" Promosyonlar geçicidir, çekilişler unutulur; ancak kazanılmış haklar kalıcıdır. Sendikaların asıl görevi, çalışanların geleceğini güvence altına almak, emeklerinin karşılığını almalarını sağlamaktır. Maalesef mevcut tablo, bu misyonun yerine getirilmediğini göstermektedir.

Kısaca; Adalet İçin Mücadele Şart

2026 yılında sağlık çalışanları için gece çalışması, fiilen değersizleştirilmiştir. Fazla mesai şartına bağlanan gece ücreti, bu hakkın ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. 657'ye tabi personel ile 4/D'li işçiler arasındaki uçurum, adalet duygusunu zedelemektedir. Hiyerarşinin tersine dönmesi, sistemin motivasyonunu çökertmektedir.

Bu adaletsiz tabloyu kabul etmek mümkün değildir. Çünkü aynı nöbet, aynı emek, aynı risk; farklı ücret olmaz. Sağlık emekçilerinin talepleri nettir:

  • Gece çalışmasının tek başına ücretlendirilmesi,
  • Statüye göre değil, yapılan işe ve emeğe göre ödeme yapılması,
  • Sağlık çalışanları arasındaki yapay ücret uçurumunun kaldırılması,
  • Toplu sözleşme kavramının içinin doldurulması, boş formaliteden çıkarılması.

Bu mücadele, sadece ücret artışı değil, aynı zamanda sağlık emekçilerinin onur mücadelesidir. Torba yasalarla, Ali Cengiz oyunlarıyla, bavul sendikacılığıyla hakların gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Kamuoyunun, hekimlerin ve tüm sağlık çalışanlarının bilgisine sunarız: Bu düzen değişmelidir!

                                                                                         Tamer Bayrak 

                                                                           Alternatif Sağlıksen Genel Başkan

Ayhan Aile Sağlık Danışmanlık3

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!