Tuz Kokarsa Devlet Nasıl Ayakta Kalır?
Devletin en sağlam temeli liyakattir. Liyakatin olmadığı yerde adalet yara alır; adaletin zedelendiği yerde ise devlete duyulan güven sarsılır.
Bugün kamuoyunda en çok tartışılan meselelerden biri de budur: Kamu görevleri gerçekten ehil ve hak eden insanlara mı veriliyor, yoksa siyasi ve sendikal yakınlıklar mı belirleyici oluyor?
Vatandaşın zihnindeki bu soru, aslında devlet yönetiminin en önemli sınavlarından biridir.
Bakanlıkların merkez teşkilatından en ücra ilçelere kadar benzer eleştiriler dile getiriliyor. Yıllarca emek veren, bilgi, birikim ve tecrübesiyle öne çıkan kamu görevlileri geri planda kalırken; referansı güçlü olanların kısa sürede önemli görevlere getirildiği yönündeki algı giderek güçleniyor. Bu durum yalnızca kamu çalışanlarının motivasyonunu zedelemekle kalmıyor; devletin tarafsızlığına ve kurumsal itibarına olan güveni de aşındırıyor.
Valiler, kaymakamlar ve tüm kamu yöneticileri; hukukun, tarafsızlığın ve liyakatin temsilcileri olmak zorundadır. Yönetici atamalarında objektif ölçütler yerine farklı ilişkilerin etkili olduğu düşüncesinin yaygınlaşması, sadece kurumların değil, toplumun adalet duygusunun da yıpranmasına neden olur.
Atalarımız yüzyıllar önce büyük bir hikmeti şu sözle dile getirmiştir:
"Et kokarsa tuzlanır; ya tuz kokarsa?"
Tuz, bozulmayı önleyen unsurdur. Ancak bozulmayı önlemesi gereken mekanizmaların kendisi tartışılmaya başlandığında, toplumun umudu azalır; adalet duygusu yara alır ve güven duygusu sarsılır.
Bugün birçok insan şu soruları soruyor: "Liyakat gerçekten hâlâ geçerli bir ilke mi?", "Çalışmanın, üretmenin ve başarılı olmanın karşılığı var mı?" Torpil iddiaları, kayırmacılık eleştirileri ve partizanlık tartışmalarıyla gölgelenen her atama, kamu vicdanında yeni bir soru işareti bırakıyor.
Devletin gücü; eleştireni susturmakta, farklı düşünenleri dışlamakta veya korku oluşturmakta değil; hukuku tarafsız biçimde uygulamakta ve vatandaşın hakkını korumaktadır. Devletin itibarı, makamların büyüklüğünden değil; adaletle yönetilmesinden doğar.
Belki de en düşündürücü olan, sistemi düzeltmesi beklenen kurum ve kişilerin de eleştirilerin odağı hâline gelmesidir. Halkın "Tuz koktu." sözüyle anlatmak istediği tam da budur. Güveni tesis etmesi gereken mekanizmalar tartışılır hâle geldiğinde, devlet ile vatandaş arasındaki güven bağı zayıflar.
Unutulmamalıdır ki makamlar gelip geçicidir; kalıcı olan adaletle bırakılan izdir. Bugün verilen her haksız karar, yarın kamu vicdanında sorgulanacaktır. Liyakati geri plana iten her anlayış, kısa vadede bazı çevreleri memnun edebilir; ancak uzun vadede devlet geleneğini, kurumsal hafızayı ve kamu yönetiminin saygınlığını zedeler.
Artık cevabı verilmesi gereken temel soru şudur:
Devlet, gerçekten ehil insanların omuzlarında mı yükselecek; yoksa sadakat ve yakınlık ilişkilerinin gölgesinde mi yönetilmeye devam edecek?
Bu sorunun cevabı yalnızca kamu çalışanlarını değil; adalet, hakkaniyet ve eşitlik isteyen bütün vatandaşları ilgilendiriyor.
Çünkü devletin gerçek gücü makamdan değil, adaletten doğar. Liyakatin olmadığı yerde güven yeşermez; güvenin olmadığı yerde ise güçlü, saygın ve kalıcı bir devlet düzeni inşa edilemez.
Hüseyin Ayhan
Sosyolog • Hemşire • Aile Danışmanı







Benzer Haberler
12 yaşındaki Eyüp Can’ın ölümünde kritik görüntü: Aralarında sadece 4 saniye var
Süleymancıların kara deposu! Torbalarca evrakı imha etmişler
Son dakika: Süleymancılara mali operasyonda yeni gelişme: İhbar geldi, harekete geçildi
Ateşkese rağmen İsrail'den Lübnan'a bombardıman! Çok sayıda can kaybı ve yaralı var
‘Bordo Bereliler destan yazdı’
Rojin Kabaiş soruşturması! Kamu görevlileri için soruşturma talebi
Koreli turistin taksi isyanı: 552 TL’lik yolculuk için kredi kartından fazla para çekildi
Rusya, Avrupa ile savaşa hazırlanıyor: Gemileri hedef alacağız