Telefon
WhatsApp
Kendinizi Hayatın Akışına Bırakın!

 Kendinizi Hayatın Akışına Bırakın!

Ne yazık ki hepimizin, en büyük yanılgılarından biri, modern çağda hayatı sürekli kontrol edebileceğimizi sanmamızdır.

Oysa ki hayat, planlarımızdan çok daha büyük; hesaplarımızdan çok daha akışkan ve bizim irademizden çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Dün yaşandı ve geride kaldı. Gelecek ise henüz gelmedi; belirsizliğini koruyor. Gerçek olan tek zaman dilimi ise şu an. Buna rağmen çoğumuz ya geçmişin pişmanlıklarıyla ya da geleceğin kaygılarıyla zihnimizi meşgul ederek anı ıskalıyoruz.

Oysa insan psikolojisi “şimdi”ye kök saldığında güçlenir. Anı yaşamak bir slogan değil, ruh sağlığını koruyan bir yaşam becerisidir.

Geçmişin Yükü, Geleceğin Kaygısı

Psikososyal açıdan baktığımızda bireyin ruhsal yükünün büyük kısmı, yaşanmış olaylara atfettiği anlamlardan ve henüz gerçekleşmemiş senaryolardan beslenir. Geçmişte yaşanan bir kırgınlık, bir başarısızlık ya da bir kayıp zihinde tekrar tekrar oynatıldıkça, kişi o anı yeniden yaşamaya başlar. Beyin için geçmişle şimdi arasındaki fark her zaman net değildir; yoğun duygular yeniden üretildiğinde stres tepkisi de yeniden aktive olur.

Aynı şekilde gelecek kaygısı da belirsizlikle beslenir. “Ya olmazsa?”, “Ya başaramazsam?”, “Ya kötü bir şey olursa?” soruları zihni işgal eder. Oysa bu soruların çoğu gerçekleşmez. Fakat kişi zihinsel olarak o olumsuzluğu defalarca deneyimler.

Sonuçta ne oluyor? Tükenmişlik, huzursuzluk, uyku bozuklukları, öfke, sabırsızlık…

Halbuki dün değiştirilemez, yarın garanti değildir; ama bugün yaşanabilir.

Anı Yaşamak Nedir?

Anı yaşamak sorumsuzluk değildir. Geleceği hiç düşünmemek, plan yapmamak ya da hedef belirlememek de değildir. Anı yaşamak; bulunduğun anda farkında olmak, duyularını açık tutmak ve o anın içindeki deneyimi bilinçli şekilde hissetmektir.

Bir çay içerken gerçekten o çayın sıcaklığını hissetmek…
Bir dostla konuşurken telefona bakmadan göz teması kurmak…
Yürürken rüzgârın yüzünüze değdiğini fark etmek…

Bu küçük gibi görünen farkındalık anları, insanın psikolojik dayanıklılığını artırır. Çünkü birey zihnini “felaket senaryosu üretme makinesi” olmaktan çıkarıp “yaşam deneyimleme alanına” taşır.

Hayat Çok Kısa Ama Hep Uzun Sürecek Gibi Yaşıyoruz

İnsan zihni, ölüm gerçeğini bilse de sanki zaman sınırsızmış gibi davranır. Ertelediğimiz mutluluklar bunun en somut göstergesidir:

* “Emekli olunca gezerim.”
* “Biraz daha para kazanayım, sonra huzur bulurum.”
* “Şu sorun bitsin, o zaman mutlu olurum.”

Oysa hayat beklerken geçer. Çocuklar büyür, anne-babalar yaşlanır, dostluklar mesafelenir. Bir bakmışız ki “sonra” dediğimiz zaman dilimi hiç gelmemiş.

Psikososyal açıdan bu durum “erteleme kültürü” olarak tanımlanabilir. Birey, mutluluğu koşullara bağlar. Oysa mutluluk çoğu zaman koşul değil, bilinç tercihidir.

Stres Zaten Yeterince Var

Günümüz dünyasında ekonomik belirsizlikler, iş yaşamındaki rekabet, sosyal medya baskısı, performans odaklı sistem ve sürekli karşılaştırma kültürü birey üzerinde yoğun stres oluşturuyor. İnsan zaten dışsal baskılarla mücadele ederken bir de kendi içinde “olması gerekenler” listesi oluşturuyor.

* Daha başarılı olmalıyım.
* Daha iyi görünmeliyim.
* Daha çok kazanmalıyım.
* Daha güçlü olmalıyım.

Bu “-meli, -malı” dili bireyin içsel eleştirmenini büyütür. Kişi kendine karşı acımasızlaşır. Oysa psikolojik iyilik hali, kendine şefkatle yaklaşmakla başlar.

Kendi kendimize sıkıntı üretmeyi bırakmak bir lüks değil, ruh sağlığı gerekliliğidir.

Doğaya Çıkın: Beden ve Ruh Arasındaki Köprü

İnsan doğanın bir parçasıdır; fakat modern yaşam onu betonun, ekranların ve kapalı alanların içine hapsetmiştir. Oysa doğaya çıkmak sadece bir hobi değil, terapötik bir ihtiyaçtır.

Araştırmalar doğada geçirilen zamanın:

* Kortizol (stres hormonu) seviyesini düşürdüğünü
* Dikkati toparladığını
* Kaygıyı azalttığını
* Duygusal dengeyi güçlendirdiğini ortaya koymaktadır.

Bir orman yürüyüşü, bir deniz kenarı sohbeti ya da dağ manzarasına karşı sessizce oturmak… Bunlar lüks değil; ruhun nefes almasıdır.

Yürüyüş yapın. Telefonu cebinize koyun. Gökyüzüne bakın. Kuş seslerini duyun. O anın içinde kalmaya çalışın.

 İnandığınız Değerleri Yaşayın

Psikososyal iyilik hali yalnızca bireysel rahatlamayla sınırlı değildir. İnsan, değerleriyle uyumlu yaşadığında anlam duygusu güçlenir. Anlam duygusu ise psikolojik dayanıklılığın temelidir.

Eğer adalete inanıyorsanız adil olun.
Eğer merhamete inanıyorsanız merhamet gösterin.
Eğer dürüstlüğe inanıyorsanız dürüst yaşayın.

Değerleri sadece savunmak değil, yaşamak gerekir. Çünkü kişi kendi değerleriyle çeliştiğinde içsel çatışma başlar. Bu çatışma zamanla huzursuzluğa dönüşür.

Anı yaşamak aynı zamanda “değer odaklı yaşam” demektir.

 Sosyal Bağlar: En Güçlü Koruyucu Faktör

İnsan sosyal bir varlıktır. Yalnızlık modern çağın görünmez salgınıdır. Kalabalıklar içinde yalnız olmak, dijital bağlantılar içinde duygusal kopukluk yaşamak sık karşılaşılan bir durumdur.

Oysa güçlü sosyal bağlar:

* Depresyon riskini azaltır
* Umudu artırır
* Hayat doyumunu yükseltir

Sevdiklerinize zaman ayırın. Bir mesaj atın. Bir çay daveti yapın. Göz göze sohbet edin. Çünkü bir gün o fırsat olmayabilir.

Kontrol Yanılgısından Vazgeçmek

Hayatın akışına bırakmak teslimiyet değil, kabulleniştir. Kontrol edemeyeceğimiz şeyleri zorla kontrol etmeye çalışmak tükenmeye neden olur. Hava koşulları, başkalarının davranışları, ekonomik dalgalanmalar, geçmiş olaylar… Bunların çoğu bizim kontrol alanımızın dışındadır.

Psikolojik olarak sağlıklı birey, kontrol edebildiklerine odaklanır:

* Tutumuna
* Tepkilerine
* Seçimlerine

Bu bakış açısı bireyi güçsüz değil, bilinçli yapar.

Anı Doyasıya Yaşamak Bir Cesarettir

Çünkü anı yaşamak, savunmasız kalmayı da içerir. Hissetmeyi, kırılabilmeyi, sevinmeyi, üzülmeyi kabul etmeyi gerektirir. Oysa çoğu insan duygularını bastırarak güçlü olduğunu sanır.

Gerçek güç, duygularını inkâr etmek değil; onları tanıyıp yönetebilmektir.

Hayat kısa… Ama biz hep uzun sürecekmiş gibi yaşıyoruz. Oysa bir gün, farkında olmadan “son kez” yaptığımız birçok şey olacak:

Son kez bir dostla kahkaha atacağız.
Son kez bir çocuğun elini tutacağız.
Son kez bir gün batımını izleyeceğiz.

Bu gerçeği bilmek korku değil; farkındalık üretmelidir.

Kısacası;

Dün geçti. Yarın belirsiz.
Bugün ise elimizin içinde.

Kendi kendinize sıkıntı üretmeyi bırakın.
Doğaya çıkın.
Yürüyüş yapın.
Sevdiklerinize sarılın.
İnandığınız değerleri yaşayın.

Hayatı ertelemeyin.
Mutluluğu koşullara bağlamayın.
Anın içinde kalmayı öğrenin.

Çünkü hayat, planladığımız kadar değil; yaşadığımız kadardır.

Hüseyin Ayhan
Sosyolog / Hemşire / Aile Danışmanı

Ayhan Aile Sağlık Danışmanlık3

1 Yorum

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!